Bir Solaktan!

Evet itiraf ediyorum solaklığımdan muzdaribim! Her ne kadar bulunduğum ortamda az rastlanır olmanın dayanılmaz hazzını yaşıyor olsam da bu, yaşanan bazı sorunların üstünü örtmeye yetemeyebiliyor.
Nasıl kadın hakları savunucuları “erkek hegemonyası” ndan bahsederler ya, solak olmak da sağlakların yanında aynen böyle bir şey galiba! Evet sağlaklar size sesleniyorum: Çok fazla oluyorsunuz!* Hayat neredeyse tamamen sizin düzeninize göre kurulmuş gibi!
Okulumda hangi sınıfta derse girsem, hangi sınavda gözetmen olsam hemen şöyle bir çaktırmadan solaklara bakıyorum ve kendi yaşadığım problemlerin benzerlerini yaşıyor olan “kader ortaklarım” ı tanıyorum. Kendi gözlemlerime dayanarak söylüyorum okul ortalaması sınıf başına 2 ya da maksimum 3 kişi. Okulda azınlığız yani!
Şu kesin: Bizim beynimiz sağlaklara göre daha çok çalışıyor. Çünkü öyle olmak zorunda! Bütün aletlerin sağlaklar için yapıldığı şu dünyada bu aletleri solla kullanmak için ekstra bir çaba sarfediyoruz ya da bazı durumlarda sağ elimizle kullanmak zorunda kalıyoruz. Tek taraflı makasla ya da tek taraflı patates soyacağıyla harikalar yaratıyoruz. Bir solak olarak bir sağlağın sağ eliyle kullandığı araba vitesini biz de sağla kullanıp bu arada sol elimizle de başka bir şey yapabiliyoruz. Bilgisayar mouselarını sağla kullanıyoruz. Sağ kolçaklı (tek kollu) sıralarda otururken ya solumuzdaki sırayı da boş bırakıp solla yazıyoruz ya da sağ kollu bir sırada sol elle yazı yazmak gibi yarı artistik bir konumda bel ağrısına rağmen anlatılandan kopmuyoruz.
Kabul edelim lütfen, biz solaklar zor şartlarda yaşıyoruz! Bütün aletler sağlaklar için, biriyle el sıkışırken sağ el uzatılıyor, sağ el uğurlu sayılıyor, hemen hemen bütün enstrümanlar sağ ile çalınıyor….Hele yazı yazma işi tam bir illet. Sağlaklar soldan sağa çekerek rahat rahat yazarken biz iterek yazıyoruz. Hem de yazarken geride yazdığımız her şeyin üzerinden elimizi geçirip hem elimizi hem de defterimizi kirletiyoruz. Yemekte ise görgü kurallarına uyacağız diye sol elle çatal sağ elle bıçak tutup bıçakla hiçbir şey kesememe sendromunu yaşıyoruz.
Neymiş efendim, Einstein, Mozart, Leonardo da Vinci, Büyük İskender, Chaplin solakmış. Kusura bakmayın ama bu ünlü kişilerin solak olmasıyla mutlu olamam çünkü bu ve diğer bazı isimler solak ise diğer söylemediğimiz önemli kişilerin hepsinin de sağlak olduğu ortaya çıkıyor! Yani bu aslında şu demek: “Ey solaklar! Koskoca insanlık tarihi boyunca aranızdan topu topu bu kadar önemli şahsiyet çıktı! İnsanlık biz sağlaklar sayesinde gelişti!”
Bardağın dolu tarafından bakmayı deneyelim bir de! Futbolda çok kıymetliyiz. (Türkiye’de Sergen’ler, dünyada Roberto Carlos ya da Maradona’lar çok az) karşılıklı müsabakalarda karşı tarafı daha rahat şaşırtıyoruz. Korkun bizden! (Bir araştırmaya göre solak boksörler sağlaklara göre daha başarılıymış.)
Ne olursa olsun sağlakların fazlalıkta olduğu bir toplumda solak olmak büyük bir zorluk! Bu zorlukları bir nebze olsun aşabilmek için internette solaklara özel tasarlanmış ürünlerin satıldığı birkaç adres mevcut. Meraklılar için www.anythingleft-handed.co.uk vewww.solelim.com
*Solaklar dünya nüfusunun % 8’ini oluştururlar.

(Bu yazı Okul dergisi için Kasım 2008′de yazılmıştır.)

Add comment Aralık 18, 2008

Yaratıcı Drama-Yapılandırmacılık-Çoklu Zeka ve Matematik

Günümüzde değişen koşullarla birlikte şu anlaşıldı: Bir insan “öğrenme” sürecinde ne kadar çok duyusal ve bilişsel yönden sürece katılıyorsa öğrenme de o kadar kalıcı ve verimli oluyor. Yani, öğrenme sürecinde sadece gören ve duyan değil de dokunan, koklayan, dokunan ve hatta hatta süreci yaşayan kişiler daha verimli bir öğrenme süreci yaşamış oluyorlar. Bu görüş Dr. Howard Gardner’ın “Multiple Intelligence Theory” (Çoklu Zeka Kuramı) ile de birebir örtüşüyor. Bu kurama gör her bireyin birden çok zeka türü vardır ve bunlar her bireyde farklı düzeylerde olabilir. Kinestetik zekaya daha fazla sahip olanlar bu zekalarını daha iyi kullanabildikleri için dokunarak ve hareket ederek daha iyi öğrenebilirken, görsel zekası daha fazla olanlar görerek daha iyi öğrenebilirler.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın da son zamanlarda uygulama olarak seçtiği “Constructivism” (Yapılandırmacılık) da yukarıda bahsedilenlerle örtüşüyor. Çünkü yapılandırmacılık öğrenenin nasıl öğrendiğine odaklanır ve onu araştırarak daha verimli öğrenme ortamları hazırlamaya çalışır. Yapılandırmacılığa göre öğrenme bir sonuç değil aktif bir süreçtir. Bu süreçte öğretenden çok öğrenen ve öğrenme önemlidir. Öğrenenin nasıl öğrendiğine odaklanılır. Bu noktada da bilginin kullanımı ve günlük hayattaki yeri önem kazanmaktadır. Diğer bir deyişle öğrenene “Bu bilgi günlük hayatta ne işime yarayacık ki?” sorusunun cevabını kendisinin bulmasının sağlanmasıdır.
Peki yukarıda bahsetiklerimizle yaratıcı dramanın ne alakası var? Öncelikle yaratıcı dramanın tanımına bakmak gerekir. Türkiye’de yaratıcı dramanın öncülerinden olan Prof. Dr. İnci San yaratıcı dramayı şöyle tanımlıyor:“Yaratıcı drama; doğaçlama, rol oynama v.b. tiyatro ya da drama tekniklerinden yararlanılarak, bir grup çalışması içinde, bireylerin bir yaşantıyı, bir olayı, bir fikri, kimi zaman bir soyut kavramı ya da bir davranışı, eski bilişsel örüntülerin yeniden düzenlenmesi yoluyla ve gözlem, deneyim, duygu ve yaşantıların gözden geçirildiği ‘oyunsu’ süreçlerde anlamlandırması, canlandırmasıdır. Ancak, yaratıcı eğitsel drama çalışmaları 1) tiyatro yapmak 2) oyunculuk değildir.”
drama
Özellikle sınıfta sıralarda oturmaktan sıkılmış öğrenciler için onları harekete geçirecek ve yeni anlamlar keşfetmelerini sağlayacak bir yardımcı yöntemdir yaratıcı drama. İlköğretim düzeyindeki soyut kavramların somutlaştırılmasında, günlük hayattaki yerlerinin sorgulanmasında birebir uygulamalar yapılabilir. (Şimdilik burada ne gibi örnek uygulamalar olabileceğini yazmıyorum, ilerleyen yazılarımda fırsat olursa yazmaya çalışacağım.)
Matematik gibi büyük bir kısmı somut ve genel olarak malzemesi kalem-kağıt ve düşünce olan bir dersin öğretilmesinde yaratıcı drama öğrencilerin derse olan önyargılarını yıkar, dersi daha çekici hale getirir ve ilgili konuların günlük hayattaki önemlerini daha iyi kavranmasında yardımcı olur. Sürecin oyunsu oluşu ve yaratıcılıkları sergilemeye fırsat tanıması öğrencilerin motivasyonunu yükseltir.
Peki yaratıcı drama ne sıklıkta ve hangi konularda uygulanmalıdır? Nasıl uygulanmalıdır? Bu konudaki düşüncelerimi ilerleyen yazılarımda aktaracağım.

Add comment Ocak 1, 2008

Veli Görüşmeleri

Ne kadar ilginç bir olaymış bu veli görüşmeleri! Her veli geldiğinde çocuklarının 20-30 yıl sonrasını görüyorum onlarda. Hatta tersini de söyleyebilirim: Her veli küçükken sanki kendi çocuklarıymış gibi. Tavırları, olaylara tepkileri ve bakış açıları, sevgileri, nefretleri, sabırları ve anlayışları, enerjileri ve duruşları…Hepsi hemen hemen aynı. Ve bunun altında her ne kadar genetik faktörler yatıyor olsa da bence önemli olan aynı yaşantının paylaşılıyor oluşu. Bir çocuk sahibi olmadığım için tam bilemiyorum ama ne kadar çok benzetiyormuşuz çocuklarımızı kendimize!
Güler yüzlü, pozitif bir öğrencinin velisi geldiğinde aynı hissiyatı velide de yaşıyorum…Nasıl o öğrencinin karşısında kendimi rahat hissediyorsam aynı rahatlığı veli ile de yaşıyorum. Tersi de geçerli: “Sorunlu” diyebileceğimiz bir öğrencinin velisi de yine “sorunlu” oluyor nedense! İstisnalar tabiki de oluyor. Annesi babası çok başarılı olan çocuklar aynı başarıyı okulda gösteremediği de oluyor.
Yaşantı diyordum…Bu bir telkin sanki! Birlikte yaşadığımız her insanla bir etkileşime giriyoruz ve ondan birşeyler alıyoruz. Tabi bu “alma” olayı genç yaşlarda olunca haliyle boş levha -tabula rasa- gibi olan akıl ve gönül çok daha rahat etkilenit oluyor. Ve tabi bu noktada paylaşım süresi de önemli. Biriyle ne kadar uzun iletişim içindeysek o kadar çok etkileniyoruz. Bu nedenle belki de en çok ailelerimize, annemize-babamıza benziyoruz.

Add comment Aralık 3, 2007


Categories

  • Blogroll

  • Feeds